12 Şubat 2014 Çarşamba

Yakut Kırmızı'yla başlayan hızlı bir yolculuk...



    Kerstin Gier'e..

    Pegasus Yayıncılığa..

 Ve tabii ki bakışlarıyla kendimden geçiren Gideon de Villiers'e...


           Kerstin Gier - Yakut Kırmızı


            Belki de kapağına bakarak asla almayacağınız, ismi de kapak tasarımı kadar saçma ve kendimce iğrenç olan, ama önyargılarımızın esiri olmanın pişmanlıklar oluşturabileceğini en iyi anlatan kitap. Asıl adı "Rubinrot" ki bana göre bu bile daha iyi bi adlandırma olabilirdi ki önemli olan içerik diyerek bu konuyu da burada kapatıyoruz.
           
             Sanırsam seri 3 kitaptan oluşuyor. Yakut Kırmızı, Safir Mavi, Zümrüt Yeşil. (İsimlerinin saçmalığı konusunu bir kere daha açmayacağım). İlk kitabını sömestr tatilinde aldığım bu kitabı sömestrı fazla yoğun bi şekilde geçirdiğim için okuyamadığımdan üzüntü duyuyordum ki, okuldaki kitap okuma saati bu harika kitaba başlamama yardımcı olana kadar. 40 dakikalık bu sürede arkadaşlarla yapılan ufak laklakları ve öğle yemeği teneffüsüne 5 dakika erken çıktığımızı saymazsak çok az okumuştum ama bu okuduğum az sayfa bile kitaba bağlanmama yetmişti. Tabiki öğle yemeğim kitabın güzelliğini arkadaşlarıma anlatarak geçti. Bu kitabı, ödevler de eklenince nasıl bitireceğimi düşünürkeeen; bal rengi uzun dalgalı (kıvırcık da diyebiliriz sanırım) saçlı, ve upuzun kirpikli Melissa adındaki arkadaşım kitabı çok yavaş okuduğumu söyleyerek beni hırslandırdı ve 351 sayfalık bu kitabı eve gider gitmez bitirdim. İyi ki de bitirmişim. -Bu arada uzun saçlı diye bahsettiğim arkadaşım bu gün saçlarını kestirmiş olabilir, yani öyle olması gerek bilemiyoruz. Bu da önemli bi ayrıntı tabii ki.- Neyse, kitaba olan hayranlığım, bu gün babamı arayarak ikinci kitabı olan Safir Mavi'yi almasını rica etmemle gelişti. Kitap önümde tüm asaletiyle bana bakıyor. Galiba hiçbir zaman kimsenin okumayacağı bu yazıyı yazmayı kesip, kitaptan biraz okuyup yatmalıyım.
       

        Eğer okuyan birileri varsa - ki sanmıyorum- İyi geceler... 

Güzel. Fotoğraf ve yazılar tahmin ettiğimden daha estetik duruyor. Her ne kadar ilk yazı için fazla özenli ve ilgi çekici olmasa da. Her neyse, hala nasıl blog kullanacağım hakkında en ufak bi fikrim yok. Tek bildiğim harika derecede eğlenceli bi şeye benziyor olması. Tabi fotoğrafımın altındaki 0 yorum yalnızca benim eğlendiğimi gösteriyor.. Yeni blog açan ve her bi şeyden habersiz bi kızın fotoğrafına kim yorum yapar ki? Zaten niye yorum yapsınlar ki? Galiba bu gidişle en saçma blog yazarı ödülü goooz tu mi! 


İlk fotoğraf! İlkler özeldir. Her zaman filmlerden veya dizilerden izlediğim kadarıyla bi bloğum olsun isterdim. İsterdim ama bi bloğum olduğunda neler yazabileceğim hakkında en ufak bi fikrim yoktu. Aynen şu an olduğu gibi. Yazılar nasıl yazılır, fotoğraflar nasıl paylaşılır, ne gibi şeyler yazılır? Bunların hiçbirini bilmezken ilk fotoğrafın bana şans getireceğine inanarak hayatımın büyük bi bölümünü kaplayan bu güzel adamın bu güzel fotoğrafını paylaşarak siftahımı atıyorum! Hayırlısı bakalım.