Kerstin Gier'e..
Pegasus Yayıncılığa..
Ve tabii ki bakışlarıyla kendimden geçiren Gideon de Villiers'e...
Kerstin Gier - Yakut Kırmızı
Belki de kapağına bakarak asla almayacağınız, ismi de kapak tasarımı kadar saçma ve kendimce iğrenç olan, ama önyargılarımızın esiri olmanın pişmanlıklar oluşturabileceğini en iyi anlatan kitap. Asıl adı "Rubinrot" ki bana göre bu bile daha iyi bi adlandırma olabilirdi ki önemli olan içerik diyerek bu konuyu da burada kapatıyoruz.
Sanırsam seri 3 kitaptan oluşuyor. Yakut Kırmızı, Safir Mavi, Zümrüt Yeşil. (İsimlerinin saçmalığı konusunu bir kere daha açmayacağım). İlk kitabını sömestr tatilinde aldığım bu kitabı sömestrı fazla yoğun bi şekilde geçirdiğim için okuyamadığımdan üzüntü duyuyordum ki, okuldaki kitap okuma saati bu harika kitaba başlamama yardımcı olana kadar. 40 dakikalık bu sürede arkadaşlarla yapılan ufak laklakları ve öğle yemeği teneffüsüne 5 dakika erken çıktığımızı saymazsak çok az okumuştum ama bu okuduğum az sayfa bile kitaba bağlanmama yetmişti. Tabiki öğle yemeğim kitabın güzelliğini arkadaşlarıma anlatarak geçti. Bu kitabı, ödevler de eklenince nasıl bitireceğimi düşünürkeeen; bal rengi uzun dalgalı (kıvırcık da diyebiliriz sanırım) saçlı, ve upuzun kirpikli Melissa adındaki arkadaşım kitabı çok yavaş okuduğumu söyleyerek beni hırslandırdı ve 351 sayfalık bu kitabı eve gider gitmez bitirdim. İyi ki de bitirmişim. -Bu arada uzun saçlı diye bahsettiğim arkadaşım bu gün saçlarını kestirmiş olabilir, yani öyle olması gerek bilemiyoruz. Bu da önemli bi ayrıntı tabii ki.- Neyse, kitaba olan hayranlığım, bu gün babamı arayarak ikinci kitabı olan Safir Mavi'yi almasını rica etmemle gelişti. Kitap önümde tüm asaletiyle bana bakıyor. Galiba hiçbir zaman kimsenin okumayacağı bu yazıyı yazmayı kesip, kitaptan biraz okuyup yatmalıyım.

